Tıkla aradığını pratik bul / www.pratikbuluyorum.com

Tıkla aradığını pratik bul /  www.pratikbuluyorum.com
2015'in en genç, en sportif e - ticaret sitesi

NT İnsan Kaynakları Projesi "Çalışanlarımızı Müşterilerimiz Seçer"



NT İnsan Kaynakları Projesi

"Çalışanlarımızı Müşterilerimiz Seçer" İK projemizle, ailemiz gibi gördüğümüz 1 Milyonu aşkın Net Kart sahibi müşterimizin desteğini almaya karar verdik. Net Kart müşterilerimiz çalışan olarak kendi çevrelerindeki kişileri önerebiliyor. Böylece hem onların güvendiği kişilerle tanışma, hem de en güvendiklerimizin referans olduğu kişilerle çalışma fırsatı yakalıyoruz. Önerdiği isimler çalışan olarak seçilen Net Kart müşterilerimize teşekkürümüzü ise, Net Kartlarına 100 Net Puan (100TL) yükleyerek sunuyoruz.

NT İNSAN KAYNAKLARINDA EĞİTİMDE İNFOGRAFİK UYGULAMA


NT İnsan Kaynakları Eğitim Birimi Yöneticisi Serdar DUMANSIZ tarafından hazırlanan sezonluk personeller için eğitim infografisi.

 İnfografik, bilgi ile grafiğin birleşmesinden meydana gelen bilgi görsel olduğundan. İnfografikte bilgi eğlenceli görseller ile anlatıldığı için çoğu zaman akılda kalıcı ve okuması zevkli bilgi görselleridir. 

 NT İnsan Kaynakları çalışanlar tarafından infografik eğitimlerin kolay akılda kalması ve okuması zevkli olduğundan tüm süreçlerini infografik eğitimler ile hazırlanmaktadır. 

Perakende de İş güvenliği ve Sağlığı

Son yıllarda perakendeciler için insan kaynakları, kalite, çevre gibi konuları yönetmenin yanı sıra, iş sağlığı ve güvenliğini de yönetmek önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. İş sağlığı ve güvenliğini iyi yöneten perakendeciler, piyasada rekabet avantajı sağlarken, iş kazaları ve meslek hastalıklarının maliyetini de minimize ederek karlılıklarını arttırmaktadırlar.
İş güvenliği çalışmaları (ülkemiz bazında ele alırsak) perakende sektöründe tam olarak istenen düzeyde olmamak ile birlikte, bunun gerçekleşmemesinde birçok faktör olduğunu ifade etmek gerekir. Bu bileşenleri başlıklar altında incelersek;

Perakende sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından sorunlar;

ü  Çoğu Perakendecide  iş güvenliği yönetim sisteminin olmaması.

ü  Personel işleri açısından diğer bir husus ise ( sektörel olarak da önlenmesi kolay olmayan) ‘personel devir hızıdır’. Zira mevzuat gereği yapılmış olan iş güvenliği çalışmalarında kimi personeller özel eğitim verilmesi / alınması gereken farklı görevleri yerine getirebilmektedir. (çalışan temsilcisi, yangın söndürme ekip üyesi, ilkyardım ekip üyesi, iş güvenliği kurul üyesi vs… )Fakat personel sirkülâsyonu fazla olması durumunda iş güvenliği çalışmaları da bundan olumsuz etkilenebilmektedir.

ü  “Doğru işe doğru personel yerleştirilme” anlayışının tam olarak yerine getirilmemesi, tabiri diğerle iş güvenliği kurallarından “işin ehli olma” kaidesinin dikkate alınmaması sonucunda iş kazası gibi istenmeyen olası durumlar meydana gelebilmektedir.

ü  İşyerinin ergonomik olmayan çalışma koşulları ve fiziksel risk etmenlerinin iş güvenliği koşullarına uygun olmaması da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

ü  Ücret, stres, fazla çalışma süreleri, yeterli dinlenme saatlerinin olmaması gibi örneklerini arttırabileceğimiz “psikolojik risk etmenleri” açısından yetersiz olan bir işyerinde iş güvenliği çalışmaları olumsuz etkilenecektir.

ü  Sağlık gözetimi; İşletmelerde personel işlerinin önemli kalemlerinden birini sağlık raporları teşkil eder ki bunu sağlık gözetimi olarak da ifade edebiliriz. Sağlık gözetiminin doğru bir şekilde yapılmaması, aslında işe alım sürecinin de tam olarak gerçekleşmediğini ki ciddi sağlık problemleri sonucu düşünülen pozisyona getirilmiş personelden istenen verim alınamamakta ve sonucunda iş akdinin feshi gerçekleşebilmektedir.
  
Perakende sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından riskler;

*      Yönetimsel riskler; işin ehemmiyetine varılmamış yönetim anlayış. Maalesef perakende sektöründe ilk bakışta  bazı tehlikeler varlığını hissettirmese de potansiyel tehlikeleri işin işleyişi sırasında gözlemleyebilmekteyiz. Mesela, iş güvenliğini sadece endüstriyel makinelerinin olup olması açısından değerlendirilmemeli. Sadece insan faktörünün varlığının oluşabilecek tehlikelerin kaynağı adına önemli bir faktör olduğu unutmamalı.

*      İşverenlerin maliyetleri sadece iş güvenliği çalışmalarına yapılan masraflar olarak görmesi ve bu konuda basit çözümlerin dahi ertelenmesi/gerçekleştirilmemesi.

*      Ergonomik, kas iskelet sistemi hastalıklarının oluşturabileceği potansiyel tehlikeler.


Perakende sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından beklentiler-yapılması gerekenler;

Ø  Perakende sektörünün çalışanlarını korurken işverenin de mağduriyetini engelleyecek daha kapsamlı mevzuat çalışmaları yapılmalı.

Ø  Devlet teşvikleri açısından işverenlere (iş güvenliği alanında) verilmesi planlanan bazı imtiyazlar sadece tek parametre olarak, iş kazaları dikkate alınarak düşünülmemelidir. Zira, iş güvenliği konusunda üzerinde düşeni yapan fakat resmi kayıtlara en ufak iş kazasını dahi bildiren işverenler bir nevi cezalandırılmış olabileceği için daha kapsamlı ve işletmelerde iş güvenliği kültürü oluşturma adına neler yapılacağı devletin yetkili makamları tarafından tekrar masaya yatırılmalıdır.

Ø  Yayımlanan mevzuatların hazırlık aşamasında ( özellikle sektörsel olarak ilgili şirketler ile) ilgili bakanlıkların yapacağı çalıştay /toplantılar söz konusu kanuni hükümlerin (Kanun-yönetmelik-tebliği-tüzük vs …) işletmelerde daha kısa zamanda ve daha verimli bir şekilde benimseneceği dikkate değer ayrı bir konu olarak ele alınmalıdır.

Ø  Mevzuat gereği iş güvenliği uzmanları yeri geldiğinde hizmet verdiği işvereni bakanlığa bildirmek zorunda olup, gerekli bildirimi yapmaması halinde uzmanın aleyhinde gelişebilecek olumsuzluklar yönetmelikte ifade edilmemiştir. Maalesef burada iş güvenliği tamamen iki ucu sivri bıçak misali kanuni hükmü yerine getirmesi halinde işinden olması muhtemel iken, diğer açıdan da devlet karşısında sorumluluğunu yerine getirmemiş olacağından hakkında olumsuz gelişmeler olabilecek ve yerine göre uzmanlık belgesini kaybetmeyle ile sonuçlanabilecek bir süreç ile karşı karşıya kalabilecektir. Burada yapılması gereken en önemli husus devletin, iş güvenliği uzmanından ”ispiyonculuk” yapmasını istemek yerine denetim kademesinde yer alan müfettişlerin sayısını arttırarak bunu kendisinin tespit etmesidir. Aksi takdirde, mesele olumsuzlukları “sümen altı etmekten” ileri gitmeyecektir. Yani, İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tüm düzenleme ve uygulamalarda devletin koruyucu olarak aktif denetim ve gözetim yetkisi de bulunmalıdır.

Ø  Mevzuatlarda yer alan bazı dayatmacı yaklaşım ile işverenin çalışmaları düzenlemedeki alternatiflerin azalması (şöyle ki, verilecek her bir iş güvenliği eğitimlerinin en az 4 saat olarak düzenlenip, bunun mesai saatleri içerisinde olması gerektiği gibi…) Hâlbuki bu şart yerine yine mevzuatta yer alan 3 yıl içerisinde 8 saatlik eğitim verme şartı makul düzeyde bir eğitim süresi belirlenerek de gerçekleştirilebilir. Fakat 4 saat bir eğitim için pek de verimli bir zaman aralığı değildir. Suistimalleri, eğitim verimliliğini düşürmeme adına en az 60 dk olma koşulu getirilerek hem işvereni, hem iş güvenliği uzmanını, hem de işeri hekiminin usulsüz iş yapmasına yönelik girişimi başlamadan engellenmiş olacaktır

Ø  İşverenin iş güvenliği çalışmalarını ek maliyet, bir yük olarak görmesinden ziyade daha çok işin, personel verimini artıracak bir çalışma olduğunu kabul etmesi ve dolayısıyla buna bağlı olarak kazancının da (özellikle uzun vadede) doğru orantılı olarak artacağının bilincinde olması gerekmektedir. Nitekim kurumsal veya kurumsallaşma yolunda belirli çalışmalar yapan şirketlerin üzerinde durdukları “performans” çalışmasına iş güvenliği başlığını da ekleyerek, gerek iş güvenliği algısının üst yönetim tarafından ne kadar ciddiye alındığı tüm çalışanlara (ve hatta paydaşlara ki günümüzde özellikle ihracat yapan şirketlerin müşterilerinden iş güvenliğine önem vermelerinin kendileri için bir tercih seçeneği olduğunu biliyoruz)göstermiş olmak gerekse performans göstergesinde başarı grafiğini yükseltmek için iş güvenliği konusunda çalışanların ayrıca bir gayreti olacaktır ki bu da sonuçta işveren için önemli bir kazançtır.

Nt Mağazaları Yeni Mağaza Personeli karşılamada Yöneticilerin uyguladığı 505 Kuralı

video

Perakende sloganları

“Perakende de markanın adı ve logosu kadar sloganı da çok önemlidir.  En iyi slogan markanın aklımızda kalmasını ve onu kolay hatırlamamızı sağlar. Aslında logo ile birlikte kullanılan özlü sözdür.  Akıllarda yer eden en iyi slogan; sade ve etkileyici, güven veren, iddialı, olumlu, uyumlu ve kafiyeli olmalıdır. Sloganlar kurumun; satış felsefesini, inovatif yönünü ve farklılığını anlatır. Kurumlar sloganlar ile müşterilerin kendilerini nasıl görmelerini istiyorlarsa onu vermeye çalışırlar. Slogan çok önemli araçtır. Orada söylediğiniz şey sizi bağlar. Kazançlı değilseniz, kazançlı alışveriş koymamak gerekir. Daha ucuzu yok dediğinizde daha ucuzu olmamalı. Ne lazımsa diyorsanız Müşterinin her türlü beklentisini karşılamanız gerekir.  Alışveriş keyifli değilse mağazanızda keyifli alışveriş diye slogan koymamalısınız. Slogan müşterileri beklentiye sokar. Perakendeciyi o gözle görür. Mesela Migros; hiçbir sloganında daha ucuz, indirimli, hesaplı, her şey bende var gibi kelimeler yerine müşterilerine “Bu benim dünyam” diyerek daha beklentisiz bir seçim yapmış. BİM; “Toptan fiyatına, perakende satış” diyerek yine daha zor kontrol edilebilecek, beklentiye daha fazla sokmayacak bir slogan ile müşterilerine hitap etmiş. Kipa ise daha iddialı bir slogan seçerek; “Kipa’da sepetiniz ucuza dolar” demiş. Ucuza dolmuyorsa sorun olabilir. Çünkü beklentiyi çok yükseltmiş.
Firmaların ana sloganları yanında, dönem dönem kurumun vermek istediği ana mesajın yanında kampanya, değişim, farklılık sloganları da kullanılmaktadır. Örneğin Migros’un “İyi tarım uygulamaları” , “Size iyi gelecek” , “Bu benim dünyam”, “Migros’ta gördüğünüze inanın” gibi ara sloganlar da Migros’ta yine farklı bir şeyler oluyor mesajını sürekli yenilemekte. Başarılı bir uygulama.
Değerli perakendeciler sloganlar sizin müşterilerinize hissettirmek istediğiniz söylemlerdir. Yapamayacağız söylemlerden kaçının.”
"İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur, ama onlara ne hissettirdiğinizi asla unutmaz" Maya Angelou
CarrefourSA  :  Ne lazımsa Carrefoursa
Kipa              :  Kipa`da Sepetiniz Ucuza Dolar
Migros          :  Bu benim dünyam
Kiler              :  Kazançlı alışveriş
Şok               :  Hepsi iyi marka, Fabrikadan halka  .
BİM               :  Toptan fiyatına, Perakende Satış
A101             :  A101 harca harca bitmez
Beğendik       :  Keyifli ve güvenli alışveriş
Teknosa        :  Herkes için teknoloji
İkea               :  Evinizin herşeyi
LC Waikiki     :  İyi giyinmek herkesin hakkıdır

Yan yana mağaza açmak

“Esnaf kardeşliği sanırım tarihimizde ve bir de en son banka reklamlarında kaldı. Perakende şekillenecek diye uzun yıllar bekledik. Perakende Kanunu da çıktı ama şehrin sokaklarında dolaştığımda hala yan ve birbirine çok yakın aynı mağazalardan açıldığını görüyorum. Migros’un yanına Carrefour, Bim’in yanına A101 veya yerel marketin yanına bir ulusal market. Şirketler böyle mağaza açarak çok ciro yapacağını mı sanıyorlar bilmiyorum. Halbuki orada bir gelir pastası varsa açan market bir dilim alacak diğeri ise bir dilim az. Sonuç ikisi de kar etmeyecek.
Özellikle büyük şehirlerde hipermarket kültürünün öldüğünü gören ve süpermarket için de kolay yer bulamayan tüm şirketler Bim, A101, Şok, Ucz, CarreforSA Mini, Migros jet ve bir sürü yerel market bu yola başvuruyor. Artık mahallelerde küçük market savaşları yaşanıyor. Bu savaşlar aslında dükkan sahiplerinin de işine yarıyor. Fiyatlar alabildiğine yükseliyor. 300 metre kare bir yer sahibi kendisi ile tüm marketlerin görüştüğünü fiyatı düşüneceğini söyleyip ağırdan alıyor. Uzun yıllar tecrübem gösterdi ki bu tip açılımlar sonunda, mağazanın biri orayı terk etmek zorunda kalıyor. Diğer mağaza ise galip geldiğini sanıyor ama o lokasyon mağaza olarak kiralandığından sonra başka bir market geliyor ve bu sefer o yeni bir market olduğu için diğerini yerinden ediyor. Böylece o lokasyondan para kazanmadan, zarar ederek hatta hatta komşusuna da zarar vererek çekilmek zorunda kalıyor.
Ahilik kültürü, esnaf kardeşliği bunlar kolay kazanılan birikimler değildir. Kolay kaybetmeyelim.”
Perakende Kuşu

AVM’ler bayır aşağı

"Maalesef yıllardır plansız, programsız yapılan AVM’ler şimdi zor durumda. Her birinin sorunu farklı. Kimi trafik yüzünden, kimi yetersiz lokasyona açıldığı için, kimi yakınına başka AVM açıldığı için, kimi kiracı bulamıyor, kimi yüksek kurla, kimi kendini yenileyemiyor. Kiminin de yüksek yatırım maliyetleri ile başı dertte. Bu sorunları başka örneklerle daha da uzatabiliriz.
Türkiye de 5 sene içinde yüksek miktarda AVM kapanış patlaması yaşanacak. Bu sorunlar ile baş edebilme imkanları nereden baksanız yok gibi. Artık her gün bir AVM’nin kapandığını duymak bizleri şaşırtmamalı. Bu yanlış büyüme ve kontrolsüzlük AVM’ler zarar verdiği kadar, AVM’ler ile büyüyen perakende markalarını da yaralamakta. Verimsiz mağazaların sayısı gün geçtikçe artıyor. Her gün basından AVM ile ilgili siyasetçilerden, derneklerden ve yöneticilerinden beyanatlar, serzenişler, vaatler duyuyoruz. Ama hala somut bir proje ortada yok. AVM’ler ekonominin, şehirlerin ve modern hayatın bir vazgeçilmesi ama şu an şehirlerin ve ekonominin kabusu haline gelmeye devam ediyor. Yani AVM’ler bayır aşağı aldı başını gidiyor. Sonra durdurabilene aşk olsun…"

Balinaların beslenmesi

"Balinalar özellikle “krill” denilen karidese benzer küçük balıkları yiyerek besin depolarlar. Büyük balık pek yemezler. Görünen o ki sektörümüzdeki balinalarda hala düzensiz beslenmeye devam ediyor. Carrefour’da sektörümüzün düzensiz beslenen büyük balinalarından biridir. Gima, Pınar Marketler, Alpark, 1e1, Kiler gibi marketleri bünyesine katarak düzensiz beslenme alışkanlığından bir türlü kurtulamamıştır. Gima ile birleşmesinin sancıları uzun yıllar sürmüş diğer 30-40 mağazalı marketleri ise direk mideye indirerek onların kılçıklı olduğunun farkına sonradan varmış ve çoğu mağazalarını 1-2 sene içinde kapatmıştır.
Kiler; büyüklük, kılçık ve tat olarak yemesi zor bir balıktır. Kiler’in kendine özgü bir yaşam sistemi vardır. Kendine özgü bir iş zekası ve hareket kabiliyeti vardır. Carrefour’un Kiler’i hazmetmesi ve kendi bünyesine faydalı hale getirmesi tahminim 2-3 yıl alır. E madem Carrefour sindirime niyetlenmiş, o zaman hazmetmesi için bir kaç öneri:
Balinaların mide öz suyunda hizmetkar mikroorganizmalar vardır. Bu mikroorganizmalar balinanın zehirlenmesini önler ve hazmını kolaylaştırır. Yani Carrefour bu birleşme sonucunda böyle büyük bir insan kaynağını, süreçlerini çok çok iyi yönetmelidir. Kiler’de çalışan çok başarılı, lider yöneticileri doğru belirleyip, eğitip iyi bir oryantasyonla Carrefour’a adapte etmelidir. Bu yöntemle kazanılan lider yöneticilerin Kiler’in Carrefour’a adaptasyonunda yapıcı rol oynayacaklarına inanıyorum.
Kısa sürede mağazaları karlılık olarak değerlendirmeli (Carrefour Kiler’in marketlerinin karlılık değerlendirmesi yaparken, kendi iş yapış sistemine ve maliyetlendirmesine göre değerlendirmeli) zarar eden mağazalarından bir an önce kurtulmalı. Onlar ne kadar uzun süre kalırsa boğaza takılma ihtimali gittikçe artar. Ama yine de tek tavsiyem balinaların beslenme alışkanlığına dikkat etmesi, bu tür beslenme alışkanlığı onlara cüsse olarak değil, sağlık sorunu olarak geri dönecektir."

Perakendede Türk yöneticilerinin gücü

"Türk Perakendeciliğinin başlangıç noktası olan, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan Kapalıçarşı’dan bu yana Türkiye de perakendecilik Gima ile modern bir biçim almış ve CEO’su Dengiz Pınar ile zamanında en başarılı yıllarını görmüştü.
Yıllar içinde gelişen perakendecilik sektörümüz; günümüzde AVM, hiper, süper, discount gibi tüm formatlarıyla dünya ile yarışır hatta dünyayı geçer hale geldi.
Zaman zaman yabancı zincirler Türkiye’ye gelseler bile, üst yönetimleri yabancı olduğu için Türkiye’de tutunamadılar. Bunun farkına varan yabancı şirketler ise Türk yöneticilerle çalışmaya başladılar.
CarrefourSA uzun yıllar süren karsızlığını yönetimi Türklere devrederek aştı ve CEO’su Mehmet Nane yönetiminde her çeyrekte karlılık açıklıyor.
Aynı şekilde bir türlü Türkiye operasyonunda başarılı olamayan Real, yönetimini Türklere devretti. Beğendik Marketler Zinciri CEO’su Hacı Beğendik, Real’in ciro’sunu yüzde 50 büyüttüklerini açıkladı. BİM ve A101’in CEO’larının Türkiye ve dünya çapındaki başarıları ise tartışılmaz. Bu arada yerel perakende şirketlerinin başındaki Türk CEO’ları, yani isimlerini sayamadığım gizli kahramanları da unutmamak gerekir.
Darısı Kipa’nın başına diyelim."

BİM ve diğer perakendeciler

Perakende Kuşu bu haftaki yazısında, Brand Finance tarafından hazırlanan “Türkiye’nin En Değerli Markaları” sıralamasında ilk 10’a giren tek perakendeci olan BİM’i analiz etti

BİM’in ilk kurulduğu ve büyümeye başladığı yılları hatırlıyorum.(1995-2000) Diğer perakendeciler artan müşteri taleplerini karşılamak için büyük mağazalar, daha şık ve rahat alışveriş ortamı ve talepleri karşılamak için çok fazla ürün gamıyla yeni mağazalar açmaya çalışıyorlardı. Sonra bunun böyle olmayacağını gören perakendeciler uzmanlaşmaya gittiler. Belli kategorilerde uzmanlaşarak mağazalar açmaya çalıştılar.
BİM, Alman ALDİ modelli bir yaklaşımla Alman disipliniyle kurulduktan sonra, Türkiye’de perakendede bilinen tüm doğruları değiştirdi. Daha az kuruluş, yönetim, kiralama maliyetleri ile çalışmaya başladı.
Diğer perakendecilerin aksine daha az ürün çeşidiyle kategori yönetimini güçlü kıldı. Daha güçlü kategori yönetimiyse ürünlerde kalite ve fiyat avantajını beraberinde getirdi. Her hafta yaptığı BİM Aktüel sayesinde müşteriyi mağazaya çekmek için yeni, farklı, ucuz ürünler sundu. Müşterilerin mağaza kapılarında kuyruk olmasını sağladı.
Özünde hard discount gıda marketi gibi görünse de haftalık BİM Aktüel’ler ile aynı zamanda, yapı market, tekstil market, teknoloji market, güzellik marketi gibi nitelikleri de olduğunu gösterdi. Bu çok yönlülüğüyle tüm uzmanlaşmış marketlere de iyi bir rakip oldu. Kategori yönetimindeki başarısı ürün kalitesine yansıyarak ve ilk zamanlarda alt segment müşteri grubuna hizmet veren görüntüsü artık kalite arayan her segmente hitap eder hale geldi. Tanınmamış markaları kaliteleriyle müşterilerin vazgeçemediği markalar haline geldi. Kalitesi ile efsane olmuş Dost Yoğurt, Berk Çay bunlardan bazıları.
BİM’in yükselişi durdurabilir mi? Bu biraz zor görünüyor. En yakın rakibi A101 sıkı takipte. Bu arada bu modeli taklit etmeye çalışan sayısız discount market var. Bu nedenle hipermarketlerin, süpermarketlerin, uzmanlaşmış marketlerin önümüzdeki 5 yıl içinde işleri çok zor. Artık BİM satın almadaki büyük gücüyle her türlü marka ile rahatlıkla pazarlık yapabiliyor. Tanınmış markaları da çok ucuza BİM’de göreceğiz. Şu an satmaya başladılar ama yakında bu daha da artacak. Bu da diğer perakendecilerin ellerini bayağı güçleştirecek.

Perakende İnsan Kaynaklarında Karekod uygulama Projesi ( NT )


NT iş başvurularını kolaylaştırdı

Türkiye’nin eğitim ve kültür ürünleriyle buluşma noktası NT,
iş başvurularını kolaylaştıracak karekod uygulamasını hayata geçirdi
İşe alımlarında gülümsemeyi önemli bir kriter olarak kabul eden ve çalışanları için geliştirdiği gülümseten insan kaynakları uygulamalarıyla dikkat çeken NT, farklı ve yenilikçi uygulamalarına iş başvurularını kolaylaştıracak karekod uygulamasıyla devam ediyor. NT’ye iş başvurusunda bulunmak isteyen adaylar mağaza vitrinlerinde bulunan karekodu akıllı cihazlarıyla okutarak başvuru işlemlerini hızlı ve kolay bir şekilde tamamlayabiliyor.
İş fırsatlarına ulaşmak için karekodu okutmak yeterli
İşe alım süreçlerini Y Kuşağının özellikleri ve beklentilerine göre düzenlediklerini belirten NT İnsan Kaynakları Müdürü Ahmet KİK konuyla ilgili şunları söyledi:  “Teknolojinin getirdiği yeniliklerden biri olan karekod bilgi paylaşımını ve erişimini kolaylaştıran bir uygulama. Akıllı cihazlarımızla okuttuğumuz karekodlar nerede olursak olalım bir ürüne ya da bilgiye ulaşmamızı her zaman kolaylaştırıyor. Biz de karekodların getirdiği bu kolaylığı işe alım süreçlerimizde kullanmaya başladık. İlk olarak Mart ayında NT Kariyerim isimli sosyal medya hesaplarımızda kullandığımız uygulama Nisan ayı itibariyle artık mağazalarımızın vitrinlerinde de yer alıyor. NT’de çalışmak isteyen adayların iş fırsatlarına ulaşmak için akıllı cihazlarıyla mağazalarımızdaki ‘Bu Kodda Çok İş Var’ isimli karekodu okutmaları yeterli.”
Y’lere değer verdi iş başvuruları iki katına çıktı
NT’nin 7 ülkedeki 165 mağazasında  bin 100 kişinin çalıştığını ifade eden KİK, iş başvurularını karekoda taşımaya neden ihtiyaç duyduklarını ise şöyle açıkladı:  “Çalışanlarımızın yüzde 65’ini Y Kuşağı oluşturuyor. Y Kuşağı’nın en temel özelliklerinden biri talep ettiği her şeyin ‘hemen şimdi’ gerçekleşmesini istemesi. Bu yüzden işe alım süreçlerimizi Y Kuşağına göre düzenliyoruz. Genç ve dinamik iş gücüne ihtiyaç duyduğumuz perakende sektöründe Y Kuşağı’nın dikkatini çekmek için iletişimimizin ve iş süreçlerimizin anlaşılır, hızlı ve kolay sonuçlanabilir olması gerekiyor.  Uygulamamız kullanılmaya başlandığı ilk günden itibaren ilgi toplarken NT’de çalışmak isteyen Y Kuşağı adaylarımız için başvuru süreci artık daha pratik bir şekilde gerçekleşiyor. Karekod uygulamamızın başladığı 2 ay içerisinde iş başvurularının 2 kat artması ise Y Kuşağının beklentilerine uygun uygulamaların geliştirilmesinin şirketler için ne kadar gerekli ve faydalı olduğunu ortaya koyuyor. ”

BÜYÜK BALIK KÜÇÜK BALIĞI YER AMA...


Gıda perakendesinde gittikçe belirginleşen “ Büyük balığın küçük balığı yeme”  çabası ne kadar
Amacına ulaşıyor görüntüsü verse de. Büyük balıkların ( Hiper ve Süper Formatlı ulusal marketler )
Önümüzdeki 5 sene içinde kıyıya vurmaları kaçınılmaz.
Bugün ulusal büyük zincirler satınalmalar ile m2’lerini artırarak cirolarını artırmaya çalışsalar da,
M2 verimliliğini yakalamaları;  yüklendikleri  yatırım, personel ve genel gider maliyetleri  ile çok zor.
Bildiğimiz üzere Türkiye’de Uzman Mağazalaşmaların artması sonucu ( Teknosa, Watson, Madam Coco, Tekzen, Toyzshop vb..) Hipermarket Mağazacılığı  AVM’lere sığınmış oralarda bile küçülerek süpermarket formatına dönmüştür.  Artık hiçbir yatırımcı Hipermarket açmaya cesaret edememektedir.
Uzun yıllardır en geçerli Ulusal Süpermarket konsepti ise Yerel Market ve Discount market baskısı ve
Yine maliyetlerin etkisi ile tahtı sallanmakta. Önümüzdeki 5 yıl içinde Süpermarket konseptleri de kendini ya iş yapış şekilleri veya Müşteri beklentileri ölçüsünde yenileyecek ya da tahtını çığ gibi büyüyen ve önünde durulması nerde ise imkansız Discount marketlere bırakacaktır.
Günümüze geldiğimizde Ulusal Hipermarket  ve Süpermarket zincirleri büyüme ile balina gibi irileşmekte ama o cüsse ile Ufak discount marketlerinin ve yerel zincirlerin levrek gibi kıvraklığını yakalayamayacaktır.  Bu da onları karaya vurmalarına sebep olacaktır.
Ulusal Hipermarket ve Süpermarket zincirleri verimlilik anlamın da çok çalışmalar yapmış m2’lerini düşürmüş, personel sayılarını azaltmış, iş yapış şekillerini değiştirmişlerdir ve buna hala devam etmektedirler. Fakat bu değişimleri ile bile onların 2020 yılına ayakta kalmaları zor görülmektedir.
"Perakende Sektörü'nün duayen ismi Servet Topaloğlu’nun, Söylediği  Sürdürülebilir Büyüme için "Diriliği Kaybetmeden İrileşmek" çabasının bile önümüzdeki 5 yılda  yetersiz kalacağı düşüncesindeyim.
Evet gelecek discount marketlerde; çünkü müşteriyi ve perakendeyi çok iyi okuyorlar. Her alanda sadeler.
Prensipleri , fazla hiçbir şeyi sevmiyorlar; Fazla ürün, fazla kampanya, fazla çalışan, Fazla Hiyararşi, fazla yatırım
Ve gün geçtikçe Hiper ve süpermarketlerin etrafını çevirerek yavaş yavaş onların hareket kabiliyetini azaltmaktadırlar.
Yani şimdilik Büyük balık küçük balığı yer görünse de; Büyük balıkların işi zor. Karaya vurmaları çok uzak değil.


Ahmet KİK

İŞ YAPMA ŞEKLİNİZ DEĞİŞTİRİN

              Rekabetin keskin kılıcı, artık firmaların karlılıklarının gittikçe düşmesine yol açtı. Hele hele Kar marjı düşük perakende kollarında, kendini iyice hissettiriyor. 

Durum bu olunca alarm zilleri çalıyor ve firmalar tasarruf adı altında Genel giderlerini, Personel Giderlerini, Kira giderlerini kontrol altında tutmaya veya kısmaya gidiyorlar. Kira ve Genel Giderler kolay kolay kısılamadığı için Tabii ki en kolay çözüm personel sayısını azaltmak olduğunu düşünüyorlar. Hizmet kalitesinin düşmesini bile göz önüne alarak. 

Ama şimdi durum öyle bir hal aldı ki, kısılacak personel sayısı bile kalmadı. Artık mağaza içlerinde personel bile göremiyorsunuz. Bunu müşteri şikayetlerinden rahatlıkla görebiliyorsunuz. 

Bunun farkına varan bazı büyük firmalarda bununla ilgili çalışmalar göze çarpıyor. 

Mağaza Müdürlerinin ofislerini, Mağaza satış metrekaresi önemli olmasına rağmen satış alanın içine taşıyor. Böylece Mağaza Yöneticisi, Mağaza içinde satışın tüm fonksiyonlarını daha iyi kontrol edebiliyor. Çünkü Mağaza içinde Müşteri memnuniyetini sağlamada ve Yapılan işleri denetleme anlamında daha hakim bir pozisyonda bulunuyor. 

 Mağaza içinde çalışan personel mağaza içinde daha fazla tutmak için ise; onun Mağazanın deposunda, yemekhanesinde ve diğer alanlarında daha az bulunması için tedbirler alıyorlar. Örneğin Personelin su içtiği sebilleri yemekhanelerden indirip, deponun Mağaza çıkış kapısına koymaları, gün içerinde çok kullanılan fiyat etiketleme aparatlarını Mağaza Müdür odalarından veya depolardan alıp yine deponun Mağaza çıkış kapısı yakına koymak gibi uygulamalar ile personelin mesai saatinin çoğunu Mağaza içinde geçirmesi sağlanmaya çalışıyorlar. 

Aynı şekilde eski iş yapış şekillerini tamamen unutup, YENİ İŞ YAPIŞ ŞEKİLLERİNİ bularak verimlilik sağlamaya çalışıyorlar. Mal alış şekillerini, Sevkiyat şekillerini, Ürün dizme zamanlarını vb.. birçok şeyi yeniden farklı yaparak verimlilik sağlıyorlar. Örneğin bazı ulusal şirketler mağaza depo ayırımını büyük ölçüde kaldırarak. Mağaza içi raf üstlerini, sipariş fazlalarını depolamak için kullanıyorlar. Böylece personelin gün içinde sürekli depo’ya gidip mal getirmesi ve ürün dizmesi gibi vakit kayıplarını önlüyorlar. Aynı zamanda fazla stoktan da kurtuluyorlar. Depolarında kampanya ürünü hariç ürün bulundurmuyorlar. 

Evet hiçbir şey eskisi gibi değil ve olmayacak. Rekabette sadece değişen ayakta kalacak.

Ahmet KİK

İyi Perakendecilik Uygulamaları, Üçüncü İlke: Çalışan Odaklı Olmak

Perakende TV katkılarıyla, FMCG perakende sektörünün "duayeni" olarak bilinenTahsin Pamir Hoca'nın yılların deneyimiyle oluşturduğu bilgiler ile işinize farklı bir gözle bakacaksınız. 
İyi Perakendecilik Uygulamaları'nın üçüncü ilkesi olan Çalışan Odaklı Olmak konusunundaki değerlendirmelerini izleyebilirsiniz. 
 
             

PERAKENDE DE YENİ PERSONEL KARŞILAMADA YÖNETİCİNİN 505 KURALI

Personeli Kuruma Bağlar


YENİ PERSONEL KARŞILAMADA
YÖNETİCİNİN
5J5
KURALI
5İşe başladığı gün sabahı yeni çalışanınıza mutlaka 5 Dakika ayırın.
(5 Adım’da yüz yüze temas kurun)

  1. Hoş geldin ve hatır sorma ( Güler yüzle ve ayakta )
  2. Kısa tanışma (Okuduğu okul, Nerede oturduğu, işten beklentileri, rahatlatıcı hobileri ile ilgili sorular vb)
  3. İş hakkında bilgilendirme ( İşin zorlukları, Müşteri beklentileri, Karşılaşabileceği zorluklar ve görev tanımı) 
  4. Şirketimizin beklentileri (Güler yüzlü olma, Müşteriler ile iyi iletişim ve çalışanlar ile uyum )
  5. Rehber personele emanet ve kolay gelsin ( Ona işi öğretecek personele teslim etme )
JGün içerinde göz teması ( Destekleyici, güven verici, motive edici )
5Aynı gün mesai bitiminde çıkmadan yeni çalışanınıza 5 Dakika ayırın.
(5 Adım’da yüz yüze temas kurun)

  1. Merhaba  ( Güler yüzle, Ayakta )
  2. Günün nasıl geçti?
  3. Neler öğrendin?
  4. Benim sana yardımcı olabileceğim bir şey var mı?
  5. Eline sağlık, İyi istirahatler, yarın görüşürüz. (Güler yüzle ve ayakta )
           Ahmet KİK

Eğitimlerde “Turabi” Etkisi


Hani önceleri hiç hoşlanmadığınız bir şeyi daha
sonradan çok sevdiğiniz oldu mu?

İlk başlarda nefret ettiğiniz iş arkadaşınıza daha ,
sonraları ısındığınız peki?

İlk dinlediğinizde hiç beğenmediğiniz şarkıcıyı,
daha sonraları çok beğendiğiniz oldu mu?

Peki, okulda en nefret ettiğiniz derse bir süre sonra
ilgi duyduğunuz ve ne kadar da güzel bir dersmiş dediğiniz?


















İşte bu sorulara cevabınız evet ise, sizi aşinalık etkisini bir eğitimi
sevdirmede nasıl kullanabileceğimizin yollarını göstermeye
çalışacağım. Eğitimlerimizin tutundurulması ve olumlu eğitim algısı
yaratılması konusu ilginizi çekiyorsa takip eden paragraf tam size göre.

Acun Ilıcalı’yı, daha doğrusu popüler medyayı takip eden herkes
Survivor programını izlemiştir. Survivor’ı izleyen herkes ise Turabi
isimli yarışmacıya artık oldukça aşina olmuştur. Bilenlerin yanında
bilmeyenler, izlemeyenler de olabilir.

Turabi, Mersin Üniversitesi güzel sanatlar bölümünden mezun olmuş.
Hiphop Street Dans haricinde Break Dans ve birçok farklı dansı
yapabiliyor. Zaman zaman isteyenlere özel Street dans eğitimi de
vermiş. Çocukluk yıllarında yaşadığı çevrenin etkisiyle dövüş
sporlarına merak salmış. Türkiye’de yenildiği bir “Muay Thai” maç
sonrası bu işi yerinde öğrenme azmi ile Tayland’a gitmiş ve
burada yerinde eğitim ile teknik ve fiziğini geliştirerek bir dövüşçüye
dönüşmüş. Tayland'ta gösteri amaçlı yapılan gerçek dövüşlere
katılarak para kazanmış. Kafes dövüşü denen turnuvalara katılarak
para kazanmaya başlamış bir Türk vatandaşı.
Seviyor muyum, yoksa sevmiyor muyum?
Sanıyorum TV başındaki İzleyicilerin önemli bir kısmı ilk başlarda
Turabi’den pek haz etmemişti. Bu, programın müptelalarının
tweeterdaki atışmalarının yanında, bir eleme oyununda da
kendisini göstermiş ve ilk haftalarda Turabi’den insanların
hoşlanmadığı görülmüştür.

Yarışmacı ilk başlarda oldukça itici görünen bir karakter
olmayı başarmıştır. Hırçın tavırları, kendisini adanın sahibi gibi
görmesi, kendisine ters gelen, fikir ayrılığına düştüğü herkese
düşman kesilmesi…

İşte bu ve benzeri birçok özelliğine rağmen Turabi bir süre
sonra herkesin sevdiği bir karakter halini almaya başlamıştır.
İlginç hayat hikayesi, dövüşçü olması, mertlik gösterileri, aile,
özellikle anne sevgisi ve tutkusu gibi özellikleriyle sevilen
bir karakter olmayı başarmıştır.

Turabi’nin gitgide sevilmesinde bana göre en önemli etken
diğer karakterlere göre daha fazla medyada görünmesiydi.
Medya, tuhaf galibiyet sevinçleri ve ne yapacağı önceden
kestirilemez karakteriyle Turabi’yi daha çok konu etmeye
başlamıştı.

İşte tam da bu noktada aşinalık etkisi devreye giriyor.

Aşinalık etkisi de ne ola ki?

Belli bir uyarıcıya tekrar tekrar maruz kalmanın, o uyarıcıya
karşı daha olumlu bir tutuma yol açma eğilimine aşinalık etkisi
deniyor. Prof. Dr. Acar Baltaş’ın deyişiyle aşinalık etkisi,
bir uyaranla yerli yersiz sürekli karşılaşmak, başlangıçta
bize uymasa ve hatta rahatsız edici bile gelse, uyaranı ve
temsil ettiklerini önce “kabul edilebilir”, sonra “normal”,
sonra da ”istenir bir şey” durumuna sokmaktır.

Peki, reklamcıların daha çok kullandığı “aşinalık ilkesini”
eğitim profesyonelleri nasıl kullanabilirler, gelin birlikte buna bakalım.

Eğitimlerde Aşinalık Etkisi (Turabi Etkisi)Nasıl ve
Nerede Kullanılır?

Aslına bakarsınız aşinalık etkisini eğitim süreçlerinin birçok yerinde
kullanabilme şansına sahibiz. Ancak, ben burada daha çok eğitimlerin
tutundurulması ve eğitim algısıyla ilgili kısımdan bahsedeceğim.

Şirketlerde eğitim işine bakan profesyonellerin eğitim içeriği,
bütçesi ve tasarımı dışında belki de en çok başlarını
ağrıtan konu hazırlanan eğitimlerin tutundurulması, yani
pazarlanmasıdır. Onca emek verilerek hazırlanan eğitimlerin,
hedef kitlesi açısından önemsenmemesi ve dolayısıyla onca emeğin,
çabanın ve paranın çöpe atılması anlamına geliyor.

Tabii firmalar eğitimlerin tutundurulması için bazı zorlama yöntemler
kullanabiliyorlar. Maaş zammı, kariyer, terfi, transfer, vb….

Bunlar asla olmamalı demiyorum ama bir şeyi sevdirerek yapılmasını
sağlamak daha güzel ve daha doğrudur diye düşünüyorum.

Peki neler yapabiliriz?



Aşinalık ilkesine göre her yerde olmalıyız. Çok da abartıya
kaçmadan iletişimimizi sürdürüyor olmalıyız. İşte akılıma
gelen bazı araçlar.

· Sosyal Medya

Kesinlikle sosyal medyanın gücünden yararlanmalıyız.
Örneğin Facebook’da gruplar açılabilir. Bir admin gündemdeki
eğitimler hakkında başlıklar açabilir. Katılımcıların da
başlıklar açması ve diğer grup üyeleriyle tartışmaları sağlanabilir.
Linkedin, Tweeter , Instagram ve diğer sosyal medya
araçlarında da aynı çalışmalar yapılabilir.
· Eğitim Fragmanı

Tıpkı Hollywood filmlerindeki gibi fragmanlar hazırlanabilir.
Fragman, maille, sosyal medya aracılığıyla, şirket içi
intranet ağı ile yayınlanabilir. Bunun için yüksek
bütçelere de gerek yok. Artık bugün elinizdeki
cep telefonu ve ücretsiz montaj programlarıyla
harika işler çıkabiliyor. Önemli olan yaratıcılığınız.
· Eğitim Bülteni
Gerçekleştirdiğiniz eğitimlerin görüntülerinin ve haberlerinin
olduğu bültenler, sonraki eğitimler için harika birer
motivasyon kaynağıdır. İlla basılı bir eğitim bülteni
yapacaksınız diye bir şey yok. Biraz üretken
olmalısınız. E- dergi, video haber ve mailing de yapılabilir.

· Kurum İçi İletişim Toplantıları

Bence insan kaynakları ve eğitim birimlerinin asla
kaçırmaması gereken fırsatlardır. Bu toplantılarda
mutlaka görünmek gerekiyor. Eğitim raporları gibi
sıkıcı bilgilerle boğmadan, tamamen motive edici
bilgilerin olduğu, küçük Showlar yapmalısınız.
Bu toplantılarda eğitimlere katılıp, başarı gösterenler
ödüllendirilerek kurum içi eğitim motivasyonu yükseltilebilir.
· Eğitim Portalı

Mutlaka olmalı. Hatta web.2 nimetlerinden faydalanmalısınız.
Etkileşimin olduğu, paylaşımların olduğu, kişilerin
kendi üretimlerinin de paylaşıldığı bir yer olmalı.
Portal sizin kaleniz olacak. Tüm eğitim faaliyetlerinin
toparlandığı yer olması önemli. Bu sayede asıl ve ilk
kaynak olarak görüleceği için çalışanların da başvuru
noktası olacaktır.

· Basılı Materyaller

Şirketlerin değerli alanlarında mutlaka afişlerimiz
olmalı. Güncel ve kendisini okutan afişler önem
arz ediyor. Afişe ek olarak masalara konulabilecek
el ilanları, kartlar, kitap ayraçları ve daha sizlerin
geliştireceği fikirlerle bir çok güzel çalışma yapılabilir.

· Genel Müdür Konuşması

Başkan konuşması gibi hayal edin. Belirli aralıklarla
firmanızın eğitime verdiği önemi ve değeri dolaylı yolla
çalışanlara aktarabilir.


Sonuç olarak
Burada önemli olanın belirli aralıklarla ama abartmadan
çalışanları yakalamak olduğunu lütfen unutmayın.
Bazı konularda bütçe sıkıntısı çekebilirsiniz ama
benim görüşüme göre bu yeterli bir mazeret değil.
Çalışanlara ulaşabileceğiniz harika yeni yollar keşfedebilirsiniz.
Ne kadar fazla eğitimlerinizle alakalı çalışanlarınızın
karşısına çıkarsanız, belli bir süre sonra ilgilerini de çekersiniz.

Tüm bu bilgiler ışığında aşinalık ilkesinin e
ğitimlerimizin tutunmasında bizlere harika sonuçlar
çıkaracağını söylemek mümkün. Yeter ki bunu isteyelim.
Salim TANRIVERDİ

Gülümsemeyeni işe almıyor



Rekabet kolay değil. Satışlarını artırmak için yüzlerce alışveriş merkezinde 
binlerce mağaza çeşit çeşit kampanyalar düzenliyor. 
Amaç daha fazla müşteri çekmek. Ama bu da yeterli olmuyor. 
Mağazaya giren müşteriyi memnun etmek de önemli, üstelik hiç bir şey 
almadan eli boş çıksa bile. O yüzden mağaza çalışanlarına çok iş düşüyor. 
Bazen bir güleryüz, müşteriyi satın almaya ikna edebiliyor.

Bu durumun farkında olan işletmeler, çalışanlarına güleryüz eğitimi veriyor. 
Kitap, kırtasiye ve teknoloji perakendecisi NT’nin bu çerçevede
yürüttüğü program oldukça ilgi çekici. Şirket, işe alım süreçlerinde
başlattığı ‘gülümseme’ uygulamalarını, çalışanlarına verdiği eğitimlerde
sürdürüyor.

NT, bu sayede ‘gülümseme’yi kurum kültürü haline getirmeyi amaçlıyor.
 Bunun için işe girişten itibaren gülümsemenin önemini adaylara belirtmek 
için mülakatlarda bu konuya önem veriyor ve işe giriş evraklarında
ilk sırada ‘gülümseyen fotoğraf’ istiyor. Dosyada böyle bir resim yoksa,
adayların işe girişleri kabul edilmiyor.

Gülümsemeyi, ‘perakendenin anahtarı’ olarak niteleyen NT İnsan
Kaynakları ve Eğitim Müdürü Ahmet Kik, “Gülümseme, perakendecinin
müşterisine satacağı ilk şeydir.” dedi. Bu durumun perakende sektöründe
ne kadar önemli olduğunun farkında olduklarını aktaran Kik, “Bu yüzden
hazırladığımız sıra dışı uygulamalarla çalışanlarımızın güler yüzlü hizmet
konusunda bilinçli ve yetkin olmasını istiyoruz. Gülümsemek hayatın
her alanında önemli olup özel hayatlarımızdaki sağlıklı ve mutlu ilişkiler
için de gereklidir. 

Çalışanlarımızın gülümsemenin önemini kavrayıp bunu bir davranış haline
 getirmelerini özel hayatlarındaki mutlulukları için de çokça önemsiyoruz.”
dedi. Mutlu bir iş ortamının aynı zamanda çalışanın rahatlamasını ve
nefes almasını sağlayacağını da vurguladı.

İşte şirketin hayata geçirdiği bazı gülümseten uygulamalar:

Personeline güne başladığında hatırlatıcı ‘kısa gülümseyen mesajlar’
gönderiliyor. Örneğin, kasiyer her gün kasasını açtığında kasa ekranında
gülümsemenin önemini hatırlatan bir mesajla karşılaşıyor. Çalışanlara
‘gülümseme’ mesajları veren not defteri, kalem, kitap ayraçları,
güler yüz pastaları gibi güler yüzü destekleyici materyaller kullandırılıyor.
Mağaza anahtarlıklarında, Çinlilerin,‘Gülümsemeyi bilmeyen dükkan
açmasın’ sözü yer alıyor. Kasa anahtarlarına takılan ‘Hoş geldiniz,
İyi günler’ sözcükleri ile kasiyerlere ziyaretçileri güler yüzle karşılama
ve uğurlamanın önemi hatırlatılıyor. Mağaza çalışanları
 ile haftada bir gülümsemenin önemini anlatan e-hap (kısa / e-eğitim) ve 
karikatürlerle desteklenen mesajlar paylaşılıyor.

İş Kazalarında Yapması Gerekenler



Emre İnanç KARAKAŞ
İşe Alım ve Eğitim Uzmanı

Değerli Profesyoneller,

Mağazalarda müşteri memnuniyeti, marka yönetimi, ürün yönetimi kadar bir önemli konudan bahsetmek istiyorum; iş kazaları. İş kazaları, her personel ve yöneticinin istemediği bir durum olmasına karşın iş yaşamımız boyunca her an bizi bekleyen bir tehlikedir. Bu tehlikeli olgu perakende sektörü için çoğunlukla küçük yaralanmalarla sonuçlansa da kimi zaman uzuv kaybı ve ölümlere de yol açmaktadır. İş kazalarının olmaması için çaba harcamak, yasal mevzuata uyum sağlamak ve çalışanların iSG eğitimlerini vermek bizim hem hukuki hem de vicdani sorunluluğumuzdur. Tüm önlemleri almamıza rağmen mağazamızda bir iş kazası olunca bu süreci nasıl yönetmemiz gerekir? 

Bir mağazada iş kazası olduğunda yönetici ve firmanın İnsan Kaynakları bu süreci uygun yönetemezse mağazaya ek maliyet yüklenecek ve bu durum mağazanın karlılığını olumsuz etkilenecektir. İş kazalarının etkin yönetimi olası maliyetlerimizi en aza indirecek bir etki yapmaktadır. Yasaya göre iş kazası olduktan sonra işverenin iki yükümlülüğü vardır;
  1. Bildirim
  2. Kazazedeyi tedavi ettirmek
Bir mağaza iş kazası olduğunda mağaza yöneticisinin yapması gerekenleri kısaca belirtecek olursak;
  1. Öncelikle sakin olun. Unutmayın kriz anlarında yapılan panik, mevcut kötü durumu daha fazla kötüleştirmeye ve “dramatize” etmekten başka hiçbir işe yaramaz,
  2. İş kazası olduktan sonra kazazedeye ilkyardım eğitimi almış sertifikalı birisi ilkyardım müdahalesinde bulunun,
  3. Kazazede çalışan bir an önce sağlık kuruluşuna ulaştırın,
  4. Kazazedenin yanında mutlaka yardımcı olabilecek ve kurumumuzu temsil edebilecek bir yönetici/personel gönderin,
  5. Kazazede sağlık kuruluşuna ulaştırılırken bölge yöneticisine, firmanın İnsan Kaynaklarına ve kolluk kuvvetlerine* haber verin,
  6. Sağlık kuruluşuna ulaştıktan sonra mutlaka iş kazası olarak kayıt yaptırılmalı ve yazılacak olan tutanağa kaza net bir biçimde yazılmalıdır,
  7. Mağaza da ayrı bir tutanak düzenlenir ve üç şahit eşliğinde imzalayın. Düzenlenecek olan tutanaklarda; Kazazedenin Adı Soyadı, Çalıştığı vardiya aralığı, olayın oluş tarihi, saati, oluş şekli, yaralanan uzuv hakkında detaylı bilgiler verilmelidir.
İş kazası olduktan sonra çalışanı sağlık kuruluşuna ulaştırma ve tedavi masraflarını işveren kendi üstlenmektedir. Üç iş günü içerisinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Müdürlüğüne bildirim yapıldığı anda işveren bu ödediği ücretleri alabilmektedir. İşveren bu süre içerisinde herhangi bir bildirim yapmazsa harcadığı “masrafları” tahsil edememekle birlikte; iş kazası, yargıya intigal ettiğinde dosyayı inceleyecek adli mercii, neden bildirim yapılmadığını sorgulayacak ve olası bir davada işverenin kullanabileceği “iyi niyet” kozunu daha başından kaybetmiş olursunuz.

Yukarıda yazılanlar kaza olduktan sonra izlememiz gereken yol haritasıdır. Bir İnsan Kaynakları Profesyoneli olarak şunu belirtmek isterim ki; İş kazalarının en etkin yönetimi, gerekli yasal mevzuata uymakla birlikte (İSG Uzmanının istihdam edilmesi, risk analizlerinin yapılması, eğitimlerin verilmesi vb.) yöneticilerin ve İnsan Kaynakları çalışanlarının vicdani mevzuata uymasıyla mümkündür. Bu yapılanlar bir masraf kalemi değil firmanın sorumluluğudur. Sektörde rakiplerinize karşı "farklılaşıp" rekabette üstünlük sağlayacağınız yegane kaynak "insan"dır. İnsan için yapılan yatırımlar hiçbir zaman bir gider kalemi değil; uzun dönemde firmalar için bir gelir demektir.


Saygılarımla